İzmit’in tam ortasında, kalabalığın hemen ardında bir köprü var: Cumhuriyet Köprüsü. Adını duyunca insanın aklına güven, düzen, aydınlık gelir… Ama bu köprünün sonu karanlığa çıkıyor; hem mecazi hem kelimenin tam karşılığıyla.

Köprüden sonrası başka bir İzmit. Ağaçlıklar arasında çardakların gizlendiği, sokak lambalarının süs gibi dikildiği ama hiçbirinin yanmadığı, göz gözü görmeyen zifiri karanlık bir hat. Ay varsa ne âlâ; yoksa korkudan nefesini tutarsın.

Bu yol 41 Burda AVM ve Outlet Center gibi iki önemli noktayı birbirine bağlayan kestirme bir güzergâh. Gün içinde onlarca insan, özellikle gençler buradan geçiyor. Hava karardığında tablo bambaşka.

Çünkü bu karanlık sadece ışık eksikliği değil; aynı zamanda güvenlik açığı, ihmal ve ‘beni unutun’ çığlığı. İnsanlar yalnız karanlıktan korkmuyor. Uygunsuz davranışların ve fuhuşun konuşulduğu bir alan hâline gelmiş durumda.

Soru şu: İzmit’in göbeğinde böylesine bir karanlık olur mu? Bu alan nasıl bu kadar sahipsiz bırakılır? Bunca zamandır neden yanmaz bu lambalar? Aileler neden korkuyla buradan kaçıyor?

Burası aslında mesire alanı gibi tasarlanmış. Çardaklar, yürüyüş yolu, denize akan bir akarsu kenarı… Potansiyeli yüksek bir şehir parkı olabilecekken karanlığa terk edilmiş. Kentleri güzelleştirmek sadece bina ve park yapmakla olmaz; var olanı da koruyacaksın, ışıklarını yakacaksın, gerekirse güvenlik koyacaksın.

Şehircilik, sadece gündüz yaşanan değil gece de güvenle dolaşılabilen alanlar yaratmaktır. Bu karanlık aynı zamanda yönetsel bir boşluk ve kamusal eksikliktir.

Yetkililere açık çağrımdır: Cumhuriyet Köprüsü sonrası alan İzmit’in utancı olmamalı. Işıklar yanmalı, güvenlik sağlanmalı, bu güzergâh yeniden kente kazandırılmalı.